Androidde Dinle
iphone da dinle

Kuşkusuz İmam (a.s), döneminde yaşayan insanların en âlimiydi...

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü

 

İmam'ın (a.s) Zühdü



İmam Rıza'nın (a.s) niteliklerinden biri de, dünyadan uzak durması, dünyanın göz alıcı güzelliklerinden ve süslerinden yüz çevirmesiydi. Muhammed b. Abbad, onun zühdünden söz ederken şunları söylüyor:
 

"(İmam) Rıza yazları bir hasır üzerinde otururdu, kışları ise keçe üzerinde otururdu. Üzerindeki elbiseler kaba ve sert olurdu. Ancak insanların yanına çıktığında, güzel elbise giyinirdi." [1]


Bir gün Süfyan Sevrî İmam'la (a.s) karşılaştı. İmam'ın üzerinde yumuşak bir elbise vardı. Süfyan, bu durumdan hoşlanmadığını belirterek: "Bundan daha basit bir elbise giyseydin olmaz mıydı?" dedi. İmam (a.s), elini yumuşakça tuttu ve elbisesinin yanından içeri soktu. O yumuşak elbisenin altından keçeden bir giysi vardı. Sonra ona şöyle dedi: "Ey Süfyan! Yumuşak elbise insanlar için, yün de Allah için…" [2]


İmam Rıza (a.s) veliaht olunca, saltanat üniformalarından hiçbirini giymedi, hiçbir işareti takmadı. Bu göreve hayatında hiçbir değer ve ağırlık vermedi. Hiçbir resmî karşılama ve tören istemedi. Hatta insanların sultanlarına gösterdikleri saygıdan da hoşlanmadığını her fırsatta belirtti.


İmamın Cömertliği



İmam Rıza (a.s) için, dünyada, insanlara iyilik etmekten, yoksullara yardımcı olmaktan daha sevimli bir şey yoktu. Onun cömertliğine ve iyilikseverliğine dair birçok olaylar anlatılmıştır.


1- Horasan'da olduğu sırada yanında olan bütün malını fakirlere infak etti. Arefe günüydü ve Fazl b. Sehl bu yaptığını beğenmediğini belirterek: "Bu zarardır…" dedi.


İmam (a.s) ona şu karşılığı verdi:



Tam tersine bu ganimettir. Sakın, Allah'ın ecrini ve keremini arzu ederek yaptığın bir harcamayı zarar olarak nitelendirmeyesin. [3]


Allah'ın rızasını umarak fakirlere destekte bulunmak ve zayıflara iyilik etmek amacıyla yapılan hiçbir harcama zarar sayılmaz. Asıl zarar, meşru bir amacı olmadan yapılan harcamalardır. Sultanların, vezirlerin ve zenginlerin şarkıcı türkücülere ve eğlenceli boş işlerle uğraşanlara verdikleri paralar zarardır.


2- Bir adam İmam Rıza'nın (a.s) yanına gelip selâm verdi ve dedi ki: "Ben, seni, babalarını ve dedelerini seven biriyim. Hac için evimden ayrıldım. Param bitti. Yanımda bir konak öteye gidecek kadar para dahi kalmadı. Benim memleketime dönmeme yardım etmeni istiyorum. Oraya varır varmaz, senin bana verdiğin parayı senin adına sadaka olarak veririm." İmam (a.s) ona buyurdu ki: "Otur! Allah sana rahmet etsin."


Sonra oradaki insanlara dönüp konuşmasına devam etti. Derken insanlar dağılıp gittiler. O, Süleyman Caferi ve Hayseme kaldı. Sonra İmam (a.s) onlardan müsaade istedi. Eve girdi, çıktıktan sonra kapıyı kapattı ve kapının üstündeki bir yerden bir kese çıkardı. "Nerede Horasanlı adam?" dedi. Adam yerinden kalkıp İmam'ın yanına gitti. İmam (a.s) ona şöyle dedi:


"Şu iki yüz dinarı al, ihtiyaçların ve yiyeceklerin için kullan ve benim yerime de sadaka olarak verme.
Adam sevinerek oradan ayrıldı. İmam'ın (a.s) bu iyiliğinden dolayı çok memnun olmuştu. Süleyman İmam'a (a.s) döndü ve şöyle dedi: "Sana feda olayım. Çok büyük bir cömertlik yaptın ve merhamet ettin. Peki, niçin adama karşı (kapının arkasında durarak) yüzünü örttün?" İmam (a.s) ona şu cevabı verdi:


Bunu yapmamın sebebi, ihtiyacını karşıladığım sırada isteyen adamın yüzündeki isteme ezikliğini, aşağılanmışlığı görmek istemememdi. Resulullah'ın (s.a.a) şu hadisini duymadın mı: "İyiliği gizlice yapanın bu ameli yetmiş haccın sevabına bedeldir. Kötülüğü yayan kimse de yüzüstü yardımsız bırakılmaya mahkûmdur?"

 

Ya şairin şu sözünü de mi duymadın?


"Ne zaman bir ihtiyacımı istemek üzere ona gelsem / Aileme dönerim de yüzümün suyu yerinde kalır. [4]



3- Önüne yemek sofrası konulduğu zaman, sofradaki en güzel yemeği alır, tabağa koyar, sonra bunun yoksullara verilmesini emrederdi. Ardından şu ayeti okurdu: "Sarp yokuşu aşamadı." [5] Sonra şöyle derdi:
Yüce Allah, her insanın köle azat edemeyeceğini bildiği için, buna güç yetiremeyenler için cennete götüren böyle bir yol açmıştır. [6]


4- Rivayet edilir ki, bir yoksul İmam'a (a.s): "Bana insanlığın kadar bağışta bulun." dedi. İmam (a.s): "Bunu yapamam." cevabını verdi.


Yoksul adam sözlerindeki yanlışlığı anladı ve şöyle dedi: "O zaman, benim insanlığım kadar bağışta bulun." Bunun üzerine İmam (a.s), yüzünde tebessüm belirerek ona: "Şimdi oldu." dedi. Sonra şöyle dedi: "Ey hizmetçi! Bu adama iki yüz dinar ver." [7]


5- Ahmed b. Ubeydullah el-Gıfarî, İmam'ın (a.s) yüksek cömertliği ile ilgili olarak şöyle rivayet eder:


Peygamber'in (s.a.a) azatlısı Ebu Rafi'nin soyundan gelen bir adamın bende alacağı vardı ve alacağını istiyordu. Durmadan beni sıkıştırıyordu. Derken Resulullah'ın (s.a.a) mescidinde sabah namazını kıldım, sonra İmam Rıza'nın (a.s) bulunduğu yere yöneldim. Urayd denilen yerde bulunuyordu. Kapısına yaklaştığımda İmam (a.s) dışarı çıktı, üzerinde bir gömlek ve bir de rida vardı. Onu görünce utandım. Biraz durdu; beni görünce, selâm verdim. Ramazan ayıydı. Dedim ki: "Sana feda olayım, senin sevenlerinden falancanın bende alacağı var ve her yerde alacağını vermediğimi yayıyor." Oraya oturmamı ve gelinceye kadar beklememi emretti. Akşam namazını kılıncaya kadar oradan ayrılmadım. Oruçluydum ve zaman da geçmişti.


Oradan ayrılmak istedim. Uzaktan İmam'ın (a.s) geldiğini gördüm. İnsanlar etrafını sarmışlardı. Yoksullara ve muhtaçlara sadaka dağıtıyordu. Evine girinceye kadar onunla beraber yürüdüm. Sonra dışarı çıktı ve beni çağırdı. Yanına gittim. Eve girmemi istedi. Eve girdim. Ona Medine Emîr'inden bahsettim. Sözlerimi tamamlayınca, bana dedi ki: "İftarını açtığını sanmıyorum." "Açmadım." dedim. Benim için yemek istedi. Hizmetçisine de benimle beraber yemek yemesini emretti. İftar yemeğini bitirince, yastığı kaldırmamı ve altındakini almamı istedi. Yastığı kaldırdım. Dinarları gördüm. Alıp cebime koydum. Bazı hizmetçilerine de evime kadar bana eşlik etmelerini söyledi. Benimle geldiler. Evime vardığımda, çırayı getirmelerini istedim. Dinarlara baktım. Tam kırk sekiz dinar vardı. Adamın benden alacağı ise, yirmi sekiz dinardı. Bir dinarın üzerinde şöyle yazıyordu: "Adamın senden alacağı yirmi sekiz dinardır. Diğer yirmi dinar da senin içindir." [8]


Konukseverliği: İmam Rıza (a.s), konuklarına ikram e-derdi, onları iyi ağırlayarak sahip olduğu nimetleri ve iyilikleri onlardan esirgemezdi. Bizzat kendisi onlara hizmet ederdi. Bir gün bir adam ona konuk olmuştu. Gecenin bir vaktinde İmam (a.s) konuğuyla sohbet ediyordu. Birden çıra sönecek gibi oldu. Adam çırayı düzeltmek için ayağa kalktı. İmam (a.s) derhal yerinden fırlayarak çırayı kendisi düzeltti ve konuğuna da şöyle dedi: "Biz konuklarına hizmet ettirmeyen bir kavimiz." [9]


Köle azat etmesi: İmam Rıza'nın (a.s) en sevdiği şeylerden biri de köle azat etmek, onları kölelikten kurtarmaktı. Raviler, onun bin kadar köle azat ettiğinden söz ederler. [10]


Kölelere iyilikle muamele etmesi: İmam (a.s), kölelere karşı son derece iyi ve lütufkâr davranırdı. Abdullah b. Salt, Belhli bir adamdan şöyle rivayet eder:


İmam Rıza (a.s) Horasan'a yolculuk ederken ben de yanındaydım. Bir gün yemek sofrasının getirilmesini istedi ve zencilerden ve başkalarından oluşan kölelerini de sofranın başına topladı. Dedim ki: "Sana feda olayım, bunlar için ayrı bir sofra hazırlasaydın, daha iyi olurdu." Bu, İmam'ın (a.s) hoşuna gitmedi ve şöyle dedi:
Yavaş ol bakalım; hepimizin Rabbi bir, annemiz bir, babamız bir ve herkesin alacağı karşılık da ameline göre olacaktır… [11]


Hayat Çizgisi; insanlar arasındaki ırk ayırımını ortadan kaldırmayı, insanların hep birlikte aynı konumda bulunduklarına ve aralarındaki tek üstünlüğün takva ve salih amel olduğunu vurgulamayı amaçlıyordu.



İmamın İlmi


 
İmam'ın (a.s) şahsiyetinin belirgin bir özelliği, bütün ilim ve irfan türlerini eksiksiz bir şekilde kuşatmış olmasıydı. Bütün tarihçilerin ve ravilerin ortak görüşü, onun zamanının en âlimi, en faziletlisi, dinî hükümleri en iyi kavrayanı, tıp ve felsefe ve sair ilim dallarını en iyi anlayanı olduğudur. İmam'dan ayrılmayan dostlarından biri olan Abdusselam Herevi onun ilminin genişliğini şöyle anlatır:


"Ali b. Musa Rıza'dan daha âlim ve bilgili birini görmedim. Onu gören bir âlim de mutlaka benim gördüğüm gibi görmüştür. Me'mun meclisinde çeşitli din-lerin adamlarını, fıkıh ve şeriat âlimlerini ve kelamcıları toplardı. İmam Rıza (a.s), baştan sona kadar hepsine üstünlük sağlardı; öyle ki, onun üstünlüğünü ve kendisinin yetersizliğini ikrar etmeyen bir tek kişi kalmazdı. İmam'ın (a.s) şöyle dediğini duydum:


"Ravza'da otururdum. Medine'deki âlimler de mescitte dağılmış vaziyette otururlardı. Biri bir meseleyi çözemediği zaman hep birlikte beni gösterirlerdi ve meseleyi bana havale ederlerdi; ben de cevap verirdim." [12]


Kuşkusuz İmam (a.s), döneminde yaşayan insanların en âlimiydi. İslâm âleminde âlimlerin ve fakihlerin şeriatın hükümleri ile ilgili olarak aydınlatamadıkları, fıkhî ayrıntılarla ilgili olarak netleştiremedikleri hususlarda başvurdukları en yüksek ilmî merci ve otoriteydi.


İbrahim b. Abbas şöyle der:


"Rıza'ya sorulan bir şeyi bilmediğini görmedim. İlk dönemlerden, kendi dönemine kadar olup bitenlerle ilgili olarak ondan daha âlim birini de görmedim. Memun her şeyden sorular sorarak onu imtihan ederdi, o da bunlara doyurucu, ikna edici cevaplar verirdi." [13]


Me'mun da şöyle der:


"Şu yeryüzünde şu adamdan -İmam Rıza'yı kastediyor- daha âlim birini görmedim…" [14]



İbadeti ve Takvası


İmam Rıza'nın (a.s) kişiliğinin en belirgin özelliği kendini tamamen Allah'a vermesi ve O'na sarılmasıdır. Bu özelliği; tamamen nur, takva ve veradan ibaret olan manevî hayatının büyük bir bölümünü oluşturan ibadetlerinde kendini gösterir. İbrahim b. Abbas şunları anlatıyor:


"Geceleri çok az uyur, uzun süre uykusuz kalırdı. Gecelerinin çoğunu, başından sabahın ilk saatlerine kadar ibadetle ihya ederdi. Çok oruç tutardı; her ayın üç gününü oruçla geçirme geleneğini kaçırmazdı…" [15]
 

İmam'ın (a.s) ibadeti ile ilgili olarak Şebravî şunları söylüyor:


"Abdest ve namaz ehliydi. Bütün gece boyunca abdest alır, namaz kılardı. Bu minval üzere (az) uyuyarak sabahlardı." [16]


İmam Rıza (a.s) zamanının en muttakisiydi, en çok ibadet edeniydi. Şimdi Reca b. Ebu Dahhak'ın İmam'ın (a.s) ibadetiyle ilgili olarak anlattıklarına kulak verelim. Me'mun, Reca'yı İmam'ı (a.s) Horasan'a yanına getirmesi için göndermişti. Medine'den başlayıp Merv'e kadar devam eden yolculukta İmam'ın (a.s) yanındaydı. Diyor ki:

 

"Allah'a yemin ederim ki, onun kadar Allah'tan korkan, bütün vakitlerinde Allah'ı zikreden, Allah'ın azabından endişe eden başka bir adam görmedim. Şafak sökünce sabah namazını kılardı. Selâm verince namaz kıldığı yerde oturur ve Allah'ı tesbih etmeye, hamt etmeye, tekbir ve tehlil getirmeye başlardı. Peygamber'e ve Ehlibeyt'ine salât getirirdi. Bu hâli, güneş doğuncaya kadar sürdürürdü. Sonra secdeye gider ve güneş iyice yükselinceye kadar secdede kalırdı.


Ardından insanlara döner, onlarla konuşur, güneş zeval vaktine girmeye yüz tutuncaya kadar onlara vaaz verirdi. Sonra abdestini yeniler ve tekrar namaz kıldığı yere dönerdi. Güneş zeval vaktine girince de kalkar ve altı rekât namaz kılardı. İlk rekâtta Fâtiha ve Kâfirûn surelerini okur, ikincisinde ise Fâtiha ve İhlâs surelerini okurdu. Geri kalan dört rekâtın her birinde Fâtiha'yı ve İhlâs Suresi'ni okur ve iki rekâtta bir selâm verirdi. Her iki rekâtın ikincisinde rükûdan önce ve kıraatten sonra kunut okurdu. Sonra ezan okurdu. Ardından iki rekât namaz kılardı ve sonra kamet getirerek öğlen namazını kılardı. Selâm verince, Allah'a hamt eder, tekbir getirir ve Allah'ın dilediği kadar tehlil (lâ ilâhe ilellah) getirirdi. Daha sonra şükür secdesine giderdi, bu secdede yüz kere "şükren lillah=Allah'a şükürler olsun" derdi. Secdeden başını kaldırınca, ayağa kalkar ve altı rekât daha namaz kılardı. Her rekâtta Fâtiha'yı ve İhlâs Suresi'ni okurdu, iki rekâtta bir de selâm verirdi. Her iki rekâtın ikincisinde de rükûdan önce ve kırattan sonra kunut okurdu. Sonra ezan okur, ardından iki rekât daha namaz, ikinci rekâtta kunut okurdu. Selâm verince kalkar ve ikindi namazını kılardı. Selâm verince, namaz kıldığı yerde oturur, tesbih eder, hamt eder, tekbir ve tehlil getirirdi. Sonra secdeye gider ve o esnada yüz kere "hamden lillah=Allah'a hamdolsun" derdi.


Güneş batınca, abdest alır ve akşam namazını ezanı ve kametini başta getirerek kılardı. İkinci rekâtta rükûdan önce ve kıraatten sonra kunut okurdu. Sonra şükür secdesine giderdi. Başını kaldırır, hiç konuşmazdı. Derken ayağa kalkar ve dört rekât namaz kılardı, iki rekâtta bir de selâm verirdi. Her iki rekâtın ikinci rekâtında rükûdan önce kıraatten sonra kunut okurdu. Bu dört rekât namazın ilk rekâtında Fâtiha ve Kâfirûn Suresi'ni, ikinci rekâtında Fâtiha ve İhlâs Suresi'ni okurdu. Selâm verdikten sonra yatsı namazının vakti girinceye kadar otururdu. Sonra iftar ederdi. Sonra gecenin üçte biri kadar süresi geçinceye kadar beklerdi. Ardından kalkar ve yatsı namazını dört rekât olarak kılardı. İkinci rekâtta rükûdan önce ve kıraatten sonra kunut okurdu. Selâm verince namaz kıldığı yerde oturur, Allah'ı zikreder, O'nu tesbih eder, hamt eder, tekbir getirir ve Allah'ın dilediği kadar teh-lil getirirdi. Bunun arkasından şükür secdesine gider, ardından yatağına geçerdi.


Gecenin son çeyreğinde tesbih, tahmid, tekbir ve tehlille yatağından kalkardı, istiğfar ederdi. Dişlerini misvakla temizler, sonra abdest alırdı ve gece namazını kılmaya kalkardı. Sekiz rekât kılar ve her iki rekâtta bir selâm verirdi. İlk iki rekâtın her birinde Fâtiha Suresi'ni ve otuz kere İhlâs suresini okurdu.


Dört rekâtlık Cafer b. Ebu Talib namazını kılar[17] ve iki rekâtta bir selâm verirdi. Her iki rekâtın ikinci rekâtında rükûdan önce kunut okurdu. Bu namazı da gece namazından sayardı. Sonra kalan iki rekâtı kılardı. İlk rekâtta Fâtiha'yı ve Mülk Suresi'ni okurdu. İkinci rekâtta Fâtiha Suresi'ni ve İnsân Suresi'ni okurdu. İki rekât, şef'=iki rekâtlı namazını kılardı. Her rekâtta Fâtiha'yı bir kere ve İhlâs Suresi'ni de üç kere okurdu. İkinci rekâtta kunut okurdu. Sonra kalkar ve vitir=tek rekâtlı namazını kılardı. Bu namazda Fâtihayı, üç kere İhlâs Suresi'ni, bir kere Felak Suresi'ni, bir kere de Nâs Suresi'ni okurdu. Bu namazda rükûdan önce ve kıraatten sonra kunut okurdu. Kunutta şunları söylerdi:


"Allah'ım! Muhammed'e ve al-i Muhammed'e salât et! Allah'ım! Doğru yola ilettiklerin arasında bizi de hidayete erdir. Esenlik verdiklerin içinde bize de esenlik ver. Dost edindiklerin arasında bizi de dost edin. Bağışladığın nimetlerde bize bereket ver. Takdir ettiğin şerden bizi koru. Çünkü takdir eden sensin ve sana rağmen kimse takdir edemez. Kuşkusuz senin dost edindiğin kimse alçalmaz ve senin düşman edindiğin kimse de aziz olmaz. Sen münezzehsin ve yücesin…"


Sonra şöyle derdi: "Allah'tan bağışlanma diliyorum ve tevbemi kabul etmesini istiyorum."


Bu sözü yetmiş kere tekrar ederdi. Selâm verince, Allah'ın dilediği kadar yerinde otururdu. Şafak vakti yaklaşınca, kalkar ve sabah namazını kılardı. Birinci rekâtta Fâtiha'yı ve Kâfirûn Suresi'ni, ikinci rekâtta Fâtiha'yı ve İhlâs Suresi'ni okurdu. Sonra şafak sökünce ezan okur, kamet getirir ve iki rekât namaz kılardı. Selâm verince, güneş doğuncaya kadar yerinde otururdu. Sonra güneş iyice yükselinceye kadar şükür secdesini ederdi… [18]


İmam'ın (a.s) kalbine Allah sevgisi nüfuz etmişti. Duygularına ve ilgilerine bu sevgi hâkimdi. O kadar ki, Allah sevgisi onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği hâline gelmişti.



Dua Silahını Kuşanması


İmam'ın (a.s) manevî hayatının belirgin özelliklerinden biri, bütün işlerinde Allah'a dua etme, O'na sığınma silahını kuşanmasıydı. Duadan öyle bir lezzet alırdı ki, dünyevî hiçbir lezzet ona denk olamazdı.
İmam Rıza'nın (a.s) mübarek dualarından çok parlak örnekler rivayet edilmiştir.


"Ey beni kendisine kılavuzluk eden, tasdikiyle kalbime boyun eğdiren! Dünya ve ahirette senden güven ve iman istiyorum." [19]


Kısa olmasına rağmen bu dua, tevhidi olgulardan birini içermektedir. Şöyle ki: Allah, kendisine kılavuzluk etmekte ve kendisini mahlûkata tanıtmaktadır. Bunu da şu akıl almaz, şu akıllara durgunluk veren evrene yerleştirdiği kanıtlar aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Evrendeki her şey O'nun varlığını dile getirmektedir.
Allah'ım! Bana doğru yolu göster ve beni doğru yol üzere sabit kıl. Beni doğru yol üzere emin bir hâlde haşret. Korkusu olmayan, güvende olan, üzüntü ve dehşetten emin olan biri gibi. Çünkü sen korkulmaya layıksın ve mağfiret bahşedensin. [20]


İmam (a.s) burada, hidayet isteği ve Allah'a eksiksiz boyun eğme talebiyle dua etmiştir. Ki bu, yakınlaştırılmışların ve Allah'a yönelenlerin en yüce derecesidir.
 

 

Kaynaklar


[1]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/178; el-Menakıb, 4/389
[2]- el-Menakıb, 4/389-390
[3]- el-Menakıb 4/390
[4]- el-Kâfi, 4/23-24; Menakıbu Âl-i Ebî Talib, 4/390; el-Kâfi'den naklen Biharu'l-Envar, 49/101, hadis: 19
[5]- Beled, 11
[6]- el-Mehasin, el-Berkî, 2/146, hadis: 20; Biharu'l-Envar, 49/97, hadis: 11
[7]- Menakıbu Âl-i Ebî Talib, 4/390
[8]- Usul-i Kâfi, 1/486, hadis: 4; el-İrşad, 2/255; Biharu'l-Envar 49-97, hadis: 12
[9]- el-Kâfi, 6/283; Biharu'l-Envar, 49/102, hadis: 20
[10]- el-İthaf bi-Hubbi'l-Eşraf, s.58
[11]- el-Kâfi, 4/23; Biharu'l-Envar, 49/101, hadis: 18
[12]- İ'lam'l-Vera, 2/64; Keşfu'l-Gumme, 3/106-107; Biharu'l-Envar, 49/100
[13]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/180; el-Fusulu'l-Muhimme, s.251
[14]- el-İrşad, 2/261
[15]- Biharu'l-Envar, 49/91; Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/184
[16]- el-İthaf bi-Hubbi'l-Eşraf, s.59
[17]- [Muteber hadislere göre Cafer-i Tayyar namazı diye bilinen bu namazı Resulullah (s.a.a), Ca'fer b. Ebu Talib'e öğretmiştir. Bu namazın kılınış şekli kısaca şöyledir: Dört rekâttır; ikişer rekât olarak kılınır. Birinci rekâtta Fâtiha Suresi'nden sonra Zilzâl Suresi okunur; ikinci re-kâtta Fâtiha'dan sonra Ve'l-Adiyât Suresi, üçüncü rekâtta Nasr Suresi ve dördüncü rekâtta İhlâs Suresi okunur. Her rekâtta kıraati bitirdikten sonra on beş defa "subhanellahi vel-hamdulillahi ve lailahe illelahu vellahhu ekber" zikri okunur. Rükûda da aynı zikir (subhanellahi vel-hamdulillahi ve la ilâhe illelahu vellahhu ekber) on defa okunur. Rükûdan başını kaldırınca yine on defa okunur. Birinci secdede on defa aynı zikir okunur. Başını kaldırınca yine on defa, ikinci secdede yine on defa ve ikinci secdeden başını kaldırınca ayağa kalkmadan önce yine on defa aynı zikir okunur. Diğer rekâtlar da böyle kılınır. Böylece bu zikir namazın tümünde üç yüz defa okunmuş olur. Bu namaz sahih senetlerle Ehl-i Beyt'en nakledilmiştir ve hadislerde bu namazın kılın-masına çok önem verilmiştir ve bunun için büyük faziletler zikredilmiştir. bk. Mefatihu'l-Cinan, Cuma Günün Amelleri bölümü.]
[18]- Uyunu Ahbari'r-Rıza, 2/180-183; Biharu'l-Envar, 49/93. Bu rivayetin devamında İmam'ın (a.s) bazı zikirleri, ibadetleri ve bazı nafile namazlarda okuduğu bazı sureler zikredilir.
[19]- Usul-i Kâfi, 2/579
[20]- A'yanu'ş-Şia, c.4, Kısım: 2/197