And olsun ne yalanladım, ne de yalanlandım. Bu bana vaat edilen gecedir...

 

 

 

Ehlader Araştırma Bölümü
 
 
 
 
Şer çetesi, hakkın dalgalanan bir bayrağının, kötülüğe uzanıp ıslah eden bir elinin ya da zalimlerin ve sapkınların bozgunculuklarını ve çarpıklıklarını ifşa eden bir sesinin olmamasını kararlaştırdı. Dün Ebu Süfyan, henüz beşikteki İslâm risaletini canlı canlı boğmak amacıyla Hz. Peygamber'in (s.a.a) öldürülmesi için plânlar kuruyor, tuzaklar hazırlıyor, hainlikler düşünüyordu. Ama Allah nurunu tamamlayacaktı.
 
Şimdi de Ebu Süfyan'ın oğlu Muaviye, Sakife sapmasının sonuçlarını devşiriyordu. Babasının İslâm risaletini ortadan kaldırmak için başlattığı mücadeleyi tamamlamak için çalışıyordu. Bu hususta cehalet, sapıklık ve körlük kuvvetleri de ona yardımcı oluyorlardı. Bunun için ümmetin diri vicdanını, hakkın ve adaletin sesini, ölümsüz İslâm bayrağının taşıyıcısını, hoşgörü ve özgürlük membaı Muhammedî şeriatı ihya edeni öldürmek için plân hazırladılar.
 
Onlar, sapıklıklarını ve fesatlarını yayabilmek için hidayet nurunu söndürmeleri gerektiği noktasında görüş birliğine vardılar. Gece karanlığın en zifiri noktasında şeytan İbn Mülcem'le tokalaşmak için elini uzattı. şeytanın el verdiği İbn Mülcem, kalleşçe kılıcını, dünyaya arkasını dönen, Allah'ın evine yönelerek secde eden İmam'ın (a.s) başına kılıcını indirdi. Hiç kimse mertçe İmam'ın (a.s) karşısına çıkamazdı çünkü.
 
Ramazan ayının on dokuzuncu gecesi geldiğinde, İmam (a.s) göğe bakıp uzun düşüncelere dalıyordu.
 
şu sözleri tekrarlardı:
 
"Ne yalanladım, ne de yalanlandım. Bu bana vaat edilen gecedir." (1)
 
Geceyi İmam (a.s) dua ve yakarışlarla geçirdi. Sonra sabah namazını kılmak üzere Allah'ın evine (mescide) doğru yöneldi. Her zaman yaptığı gibi insanları Allah'a ibadet etmeye çağırdı: "es-Salâh... es- Salâh... (Namaz… Namaz…)" diye seslendi.
 
Ardından namazına başladı. İmam (a.s) Rabbine yakarmakla meşgul iken melun cani Abdurrahman b. Mülcem birden fırladı ve "Hüküm Allah'ındır, senin değil!" diye bağırarak mübarek başına bir kılıç indirdi. Kılıç, İmam'ın (a.s) kafasını yarmıştı. İmam'ın (a.s) dudaklarından şu sözler dökülüverdi:
 
"Kâbe'nin Rabbine and olsun, kurtuldum." (2)
 
Mescitte bir uğultu koptu. İnsanlar bir anda koşmaya başladılar. İmam'ın (a.s) mihrabında kanlar içinde yattığını gördüler. Başı sarılmış vaziyette evine götürdüler. İnsanlar ağlıyor, figan ediyorlardı.
 
Cani İbn Mülcem yakalandı. İmam (a.s), oğlu Hasan'a, diğer oğullarına ve ailesine ellerindeki esire iyi davranmalarını tavsiye ettikten sonra şöyle dedi:
 
"Cana karşılık candır. Eğer ben ölürsem, beni öldürdüğü gibi siz de onu öldürün. Eğer yaşarsam, o zaman onun hakkındaki kararımı ben veririm." (3)
 
İmam'ın (a.s) Vasiyeti
 
İmam (a.s), oğulları Hasan ve Hüseyin'e, ailesinin bütün fertlerine genel tavsiyelerde bulundu ve şöyle buyurdu:
 
"Size Allah'tan korkmanızı, size meyletse de dünyayı arzulamamanızı, sizden yitip giden dünyalık bir şeyden dolayı üzülmemenizi tavsiye ediyorum. Daima hakkı söyleyin, Allah katındaki mükâfat için çalışın, amel edin. Zalimin hasmı, mazlumun da yardımcısı olun. Kitaptaki hükümlere göre amel edin. Allah için yaptığınız bir şeyden dolayı kınayanın kınamasından çekinmeyin." (4)
 
Yara derin ve şiddetliydi. Bu yüzden İmam'a (a.s) fazla zaman tanımadı. Kaçınılmaz ecel gelmişti. Son söylediği söz şu ayet oldu: 
 
"Amel edecekler, bunun gibisi için amel etsinler."  Sonra tertemiz ruhu esenlik yurdu cennete uçtu.
 
Naaşının Defni ve İmamın İyiliklerinin Sayıldığı Toplantı
 
İmam Hasan ve İmam Hüseyin (a.s) Emirü'l Müminin'in (a.s) cenazesiyle ilgili işleri yerine getirdiler. Gusül verme, kefenleme ve defin işlemlerini yaptılar. Sonra İmam Ha-san (a.s), babasının cenaze namazını kıldı. İmam'ın (a.s) ev halkı ve seçkin arkadaşları da arkasında saf tuttu. Ardından mübarek naaşını son barınağına götürdüler. Kûfe yakınlarındaki Necef'e defnedildi. Bütün işlemler gece yapıldı. (5)
 
Ardından Sa'saa b. Sûhan kalktı ve İmam'ın (a.s) güzelliklerini, üstün meziyetlerini anlatmaya başladı ve şunları söyledi:
 
Ne mutlu sana ey Ebu-Hasan! And olsun doğumun güzeldi. Güçlü bir sabrın vardı. Cihadın olağanüstüydü. Görüşünle muzaffer oldun. Ticaretinde kazançlı çıktın. Sonra Yaratıcının huzuruna vardın. Rab-bin müjdeleriyle seni karşıladı. Melekleri senin etrafını sardı. Mustafa'nın yakınlarına yerleştin. Allah sana, ona komşu olma lütfünü bahşetti. Kardeşin Mustafa'nın derecesine yetiştin.
 
Onun dopdolu kâsesinden içtin. Allah'tan, senin izinden giderek sana uymayı, senin gibi bir hayat sürdürmeyi nasip etmesini diliyoruz. Senin dostlarını dost edinmeyi, senin düşmanlarına düşman olmayı temenni ediyoruz. Bizi senin dostlarının grubunun arasında haşretmesini istiyoruz.
 
Hiç kimsenin elde edemediği nimetlere nail oldun. Kimsenin kavuşamadığı derecelere kavuştun. Kardeşin Mustafa'nın yanı başında Rabbinin yolunda hakkıyla cihat ettin. Allah'ın dininin hâkim olması için her türlü fedakârlığı yaptın. Ta ki sünnetleri yeniden hayata geçirdin, fitneleri ıslah ettin. Böylece İslâm doğru mecrasına girdi, iman prensipleri ahengini yakaladı. Benden sana en yüce salât ve selâm dilekleri!"
 
Ardından şunları söyledi:
 
"And olsun, Allah senin makamını onurlandırmıştır. Sen soy olarak Peygamber'e (s.a.a) en yakın kimse idin. İlk önce İslâm'a giren kimse sendin. Yakini inancı en iyi özümseyen kimselerin başındaydın.
 
Kalbi en sağlam kimseydin. İnsanlar içinde kendini en fazla cihada adayan kimseydin. Hayırda en büyük pay senindi. Allah, sana verdiği büyük mükâfatlardan bizi mahrum bırakmasın ve senden sonra bizi zelil etmesin! Allah'a yemin ederim ki, senin hayatın hayırların anahtarı ve kötülüklerin kilidiydi. Ama şu günkü günün, bütün kötülüklerin anahtarı ve bütün hayırların kilidi oldu. Eğer insanlar senin sözlerini kabul etselerdi, başlarının üzerinden yağan ve ayaklarının altından akan bereketlerden yerlerdi; ama onlar ahirete karşılık dünyayı tercih ettiler. (6)
 
 
 
 
Kaynaklar
 
1- es-Savaiku'l-Muhrika, s.80; Biharu'l-Envar, 42/230
2- el-İmame ve's-Siyase, s.180 veya (Beyrut basımı) 135 ya da (Mısır baskısı) 159; Tarih-i Dimaşk, 3/367 Tercümet-u İmam Ali (a.s)
3- Makatilu't-Talibiyyin, s.22; şerh-u Nehci'l-Belâğâ, İbn Ebi'l-Ha-did, 6/118; Biharu'l-Envar, 42/231
4- Tarih-i Taberî, 4/114; Nehcü'l-Belâğa, Mektup: 47
5- Biharu'l-Envar, 42/290
6- Biharu'l-Envar, 42/295